aşk'a gel?!

28 Mayıs 2013 Salı, 05:08 sularında İzni Burak Demirtaş tarafından #karalamaca konularında yazılmış.
Yazıldığından bu yana, 4000 kez okunmuş ve 0 yorum almış.

Futbol oynarken defalarca elini, kolunu kırmış ama yinede futboldan vazgeçmemiş bir çocuğun arsızlığıyla "keşke yine aşık olabilsem." dedim kendi kendime. Ama neden? Ama niçin? Bir insan acı şeyler yaşayabileceğini bildiği halde, neden böyle bir şey isterdi ki?

Her insanın aşık olduğu bir şeyler olmalıydı hayatında. Bu belki bir çicek, belki bir böcek, belki bir hayvan, belki bir elektronik cihaz, belki de yaptığı iş.. Mesela ben yazılım ile uğraşan biriydim ve gerçekten işime aşkla bakıyordum. Ama konuya giriş yaptığım cümledeki bahsi geçen aşk, elbette böyle bir şey değildi. Tam olarak bir erkeğin kadına veya bir kadının erkeğe duyduğu aşktan bahsediyordum.

Aşk kimine göre acı, kimine göre tatlı, kimine göre ise bir aptallık haliydi. Bana göre ise hepsi. Aslında aşkın belli bir tanımı olmaması veya herkese göre farklılıklar göstermesi, aşkın ne kadar büyük ve kutsal bir duygu olduğunun göstergesiydi. Ama biz insanlar, bunu anlamamak için elimizden geleni yapıyorduk. Ama neden? Ama niçin? Aşkın yan etkilerinden olan aptallık mıydı bu? Yoksa düpedüz kendimizde bulunan bir gerizekalılık hali mi? Bence ikincisi cuk oturmuştu ama, hiç bir insan bu durumu kendine yakıştırmadığından farklı çıkış yolları arıyordu. Oysa istenilen şey çok basitti. Biraz olsun sevilmek, çokça sevmek. Yine yanlış bir düşünce içerisinde olduğumu fark etmiştim. Çünkü birbirini seven iki insandan daha çok seven, karşısındakini kaybetmeye mahkumdu. Bu genelde hep böyleydi. Aslında o ne halta yaradığı bilinmeyen gözlük veya üzerine harika oturmuş ego isimli kıyafet çıkartılıp bakıldığında kaybedenin daha az seven taraf olduğu görülebilirdi. Elbette bunu kimse görmeye çalışmıyordu. Ama gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu da vardı. Bir gece, belki de bir sabah ansızın bu gerçekler insanın yüzüne vuracaktı.

Aşk gerçekten aranıp bulunabilecek bir şey miydi? Yoksa hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan hoş bir tesadüf mü? Mesela en yakın arkadaşına karşı bir şeyler hissetmeye başlayan genç bir kızın yaşadığını duygunun adı aşk değil miydi? Yada okul veya dershane merdivenlerinden yukarı doğru çıkarken çarpışıp, elindeki kitapları düşürüp kitapları toplamak için eğildiğinde o büyülü gözlere denk gelmek miydi aşk? Kimin ne duyguları ne şekilde yaşadığını kim bilebilirdi? "Seni çok seviyorum" diyen, kendini pıçaklayan, kendini dağdan taşa atan adamların yaşadığı duygular aşk mıydı mesela? Aşksa neye göreydi bu? Kime göreydi?

Bir tarafta kendi canını bile hiçe sayabilecek, her fırsatta onu sevdiğini dile getirebilecek kadar aşık olduğunu iddia edenler vardı, diğer tarafta ise belki onu hiç görmeden, belkide uzaktan uzaktan görerek ve tek bir kelime etmeden ona deliler gibi aşık olduğunu iddia edenler vardı. Hangisine inanmalıydık? El ele, göz göze gezen sevgililer, aşıklar, birbirine kavuşamamış kişilerden daha mı çok seviyordu birbirlerini? Ne çok soru var değil mi? Bu bile bir soruydu, cevabı herkese göre değişebilecek..

Bir çok hikaye vardı aşk adı altında. Kimi mutlu biten, kimi mutsuz. Öyle yada böyle insanı hayata bağlayan en temel şeylerden biriydi aşk. "Varlığı bir dert, yokluğu yara" cümlesinin başına hep "para, para, para" 'yı koymuştuk ama, aslında durum hiç de öyle değildi. İnsan hayatının hiç bir anını boş geçirmemeliydi. Sevgi üstüne, aşk üstüne ne varsa bir imzada kendi atmalıydı altına. Adını işlemeliydi büyük bir gururla. Neden bu duygudan mahrum kalsındı ki? Dünyada aşk üstüne koyabileceğimiz hangi duygu vardı başka?

Ne mutluydu aşkı yaşayana, yaşatana. Ne mutluydu içerisinde bu duyguyu taşıyana.. Hayat sevince güzeldi. Günler sevince tatlıydı. Bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevmek bile yeterliydi insana. Bu yıllar öncesinde bir şarkı sözü olarak bile yazılıp, ağızdan ağıza dolaşmıştı. Ama kimse hiç bir şey anlamamıştı. Ve ne yazık ki, biz hala o kimselerdik..


Yorumunu Gönder     Sende görüşünü yaz!

Hiç yorum yapılmamış.   İlk yorumu sen yap!

Yine aylar olmuş ve buralarda gözükmüyorum. Ne zaman "buralara daha çok vakit ayıracağım, bol bol yazacağım" desem, kesin başka bir şeyler çıkıyor; işler, güçler, yoğunluklar vs, odaklanamıyorum. Öyle ya da böyle bunu bir düzene oturtacağım. inatçıyım bu konuda....

8 Temmuz 2018, 04:55   —   #genel   —   Yorum yok.   —   Devamını Oku »

Buraları yine oldukça aksatmış olmanın verdiği iç rahatsızlığı ile, geçen haftadan beri bir şeyler karalamaya olan isteğim ancak şu an vuku buluyor. Geçen hafta oldukça yoğun ve hareketli geçtiği için yazmaya vakit bulamadım aslında. Ya da ne bileyim, belki de bahane buluyorum......

27 Şubat 2018, 11:34   —   #genel   —   2 yorum var.   —   Devamını Oku »

Gidelim buradan...

"Gidelim buradan... Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık. Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim....

5 Ocak 2018, 04:57   —   #karalamaca   —   Yorum yok.   —   Devamını Oku »

$_2018 = new HappyYear();

Zamanın ne denli hızlı aktığını bilmiyorum ama, gerçekten "su gibi" akıp geçiyor deyimi doğru galiba. Ne ara 2018 geldi, kapımıza dayandı; hiç bir fikrim yok. Oysa ben daha tarih yazmak zorunda olduğum kağıtlara "2017" yazmaya bile alışmamıştım. Şimdi bir de 2018 çıktı başımıza. ...

31 Aralık 2017, 17:10   —   #genel   —   Yorum yok.   —   Devamını Oku »

İnsanın içindeki sıkıntıya bir isim, bir sebep bulamamasına hep şaşırmışımdır. Çok şaşırdığı ne varsa, bunları çok mu yaşıyor insanlar genelde hiç bilmiyorum. Ama bu en azından bende genelde böyle oluyor. Açık konuşayım mı? Birinin bir sözü vardı, ama kimindi hatırlamıyorum. Şöyle diyordu: "Kafamdan atamıyorum. Hep aklıma geliyor, hem de en tuhaf zamanlarda. Duştan çıkarken, sokakta yürürken, gece yatağıma yatarken; bilinçli olarak bir şey düşünmediğim zamanlarda."... Sanki hayat denen bu değişik alem içinde, bir yerlerde bu söz içerisinde bir yerlerde sıkışmış kalmış gibiyim. Nedenini bilmiyorum. Belki de biliyorum. Belki de bildiğimi bilmiyorum. Belki anlatamıyorum, belki anlatmak istemiyorum. Belki içimden atmak istiyorum. Belki de atamıyorum. Belki seviyorum, belki de yine seviyorum.. Bazen çok saçmalıyorum değil mi? Biliyorum. Sarhoş da değilim ama olmadığıma da beni kim ikna edebilir? Zaten sarhoşken de anlatamıyorum. Atamıyorum. Seviyorum. Neyse, belki de en iyisi uyumak.

11 Aralık 2017, 04:27   —   #karalamaca   —   3 yorum var.   —   Devamını Oku »

hello İstanbul!

Üniversite hayatını bitirdik. Aslında planım, elimdeki projeler ile ilgilenip bir yandan da sene sonuna kadar kafa dinlemekti. 2018 itibariyle iş-güç arayışlarına girişecek ve mutlu olabileceğim, bana bi'şeyler katabilecek, hem kendime hem onlara fayda sağlayacağım bir şirket bulmak için adımlar atacaktım. Tahmin edeceğiniz üzere planlar yine tutmadı....

6 Ekim 2017, 10:02   —   #karalamaca   —   Yorum yok.   —   Devamını Oku »

Eylül'dü. 
Dalından kopan yaprakların, 
Sararan yanlarına yazdım adını. 
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa. 
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu. ...

16 Eylül 2017, 17:13   —   #karalamaca   —   Yorum yok.   —   Devamını Oku »
daha fazla göster